Genel Bakış Etkisi ve Meditasyon

Uzaydan Dünya’ya bakan astronotların hemen hemen ortak görüşü aynı.

‘Genel bakış etkisi- Overview effect’  tanımını astronotlardan Edgar Mitchell özel bir örnekle açıklar;

‘Artık işimizi bitirmiştik ve pencereden dışarı bakmak için çok az bir zamanımız vardı, şu an biz özel bir konum içindeydik buna ‘barbekü mod’ diyorduk.  Uzay aracını bir kavis ile döndürmeye başladık ve pencereden baktığımızda her iki dakika da bir ‘Dünya’, ‘Ay’ ve ‘Güneş’ 360 derecelik bir panoramada görüş açımızın içindeydi artık ve bu görsel şöleni izlemeye başladık. Ben Astronomi ve Kozmoloji üzerine çalıştım.

O an tam olarak anlamıştım ki benim içimdeki moleküller, yanımda oturan arkadaşımın bedenindeki moleküller, uzay aracını oluşturan maddelerin hepsi daha Evrenin ilk oluşum dönemlerinden meydana gelmiş çok çok eski ve dev yıldızların tozlarının bir parçasıydı, biz yıldız tozlarıydık.’

David Loy  (filozof) uzayda astronotların hissetiklerini,  meditasyon yapan kişilerin de deneyimleyebildiğini şöyle ifade eder;

‘Meditatif bir dalıştayken zihne yakından bakıldığında gezegenin ‘canlı gerçekliği’ duygusu belirginleşir. İnsan olarak sen doğal dünya ile daha bir uyumlu hale girersin. Bu deneyim, astronotların sahip olduğu doğrudan algılamaya çok benzer. Bu yüzden, pek çok insanın ‘genel bakış’ efektini meditatif bir deneyime benzetmiş olması şaşırtıcı değildir, tam olarak öyle olmasa da. Meditasyon deneyimleri algısal bir farkındalık yaratır.’

Nicole Stott kadın astronot : ‘Dünya’mız hasta ise biz de hastayız demektir, Dünya’mız ölüyorsa biz de öleceğiz demektir’.

‘Genel Bakış etkisi’  belgeselindeki söyleşilerde belirtildiği gibi herşey birbiriyle çok ilişkili ve astronotlarda bu ilişkiyi ani bir algı sıçraması içinde yaşayabilmekte. Uzay seyahetleri yakında tatil planlarına girecek, bu tip yolculuklar ayrıcalıklı grup olan astronotların artık dışına çıkıp yavaş yavaş çoğunluğun erişebileceği bir deneyim haline girebilecek.

Bu uzaydan bakış deneyimlerinden gelen algı değişimlerini tatmak kim istemez ki! Bunun için uzaya çıkmayı beklemeden de birşeyler yapabiliriz. Zihnimizi ve beyin fonksiyonlarımızı geliştirebiliriz, nasıl ki cep telefonlarımız içindeki uygulamaları kullanmaya başladıkça hayatımızın kalitesi değişiyorsa, örneğin  cep telimize indirdiğimiz storytel isimli uygulamadan bir kitabı dinleyebiliyoruz veya cep teldeki uygulamadan harika bir gezi rehberi rotamız boyunca bize eşlik edebiliyor gibi..yeter ki o uygulamalara güvenip indirebilelim ve kullanmaya başlayıp faydasını görebilelim.

Gündüz Gecenin İçine Doğan Bir Yıldız Değil mi? —Güneşimiz de bir yıldız, her gün yıldızımız gecenin içinden doğarak bize yeni bir günü müjdeliyor, aydınlığa ermek için karanlıktan geçmek ve yıldızın bize yol göstereceğini bilmek iç rahatlatıcı değil mi!

8 haftalık Kundalini yoga atölyesinde de Evren ve bilinç ilişkisinde özel bir film izleyeceğiz, göksel izlenimler almak için İstanbul Üniversitesine giderek planetaryum etkinliğine dahil olacağız. Grup meditasyonları içinde her hafta düzenli yapacağımız yogik çalışmalarla bedenimizin bize verdiği duygusal ritimleri farkedeceğiz, hormon ve sinir sistemimizi güçlendireceğiz.

Kundalini Yoganın çok güçlü meditasyonları bulunmakta, diğer bir deyişle kol, bilek açıları ve parmak baskı yöntemleri, nefes ve göz hizalamaları ile güçlendirilmiş algı değişimine yardımcı olabilecek önemli bir araç.

Ayrıca, grupla çalışmak çok değerli, birbirimize destek olacağımız disiplinli 8 haftanın içinde yalnız olmadığımızı bileceğiz. Kolektif çalışmanın gücünü hissedeceğiz.

6 Şubat’da başlayacak Atölye detaylarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

http://hayyal.com/gunduzgecekundaliniyoga/

Evren ve zihin arasında bağlantılar için önerdiğim videolar:

‘Overview effect’ isimli belgesel: https://www.youtube.com/watch?v=CHMIfOecrlo

Evrenin işleyişi, insan ile ilişkisi : https://youtu.be/y8oQeuWGtwY

Hoşça Kalın,

Mehrunnisa Dilek

Tarih: Ocak 26, 2019 Gönderen: Yorum: 0

Gündüz Gecenin İçine Doğan Bir Yıldız Değil Mi?

Işığı seveceğim bana yol gösterdiği için, bana yıldızları gösteren karanlığı da! – Og Madino

 

 

8 haftalık ‘Gündüz’ün Güneşi, Gece’nin Yıldızı‘ isimli kundalini yoga atölyesi  özel meditasyonları, nefes ve beden çalışmaları ile değişim isteğinize çok büyük destek verecek.  Zihni bilgi ile doldurmak ötesi, olma halini deneyimletebilmek amaç.

Nasıl ki Güneş’i olmayan bir Gündüz ‘den vazgeçemezsek, Yıldızları olmayan bir Gece’den vazgeçebilir miyiz? Vazgeçebilirmişiz gibi gelebilir, ama evrendeki  yıldızların varlığı ile oluştuğumuzu  bilsek ilk anda ‘vazgeçemeyiz’ diye cevap veririz.

Evrenden insanoğluna inersek, gölgede veya karanlıkta kalan yanlarımızın aydınlanması bu yıldız tohumlarına bağlı, o  ışık nüvelerine güvendikçe karanlıklardan cesurca geçeriz.

Aydınlık yönlerimizi daha parlatmak, karanlıklarımızın içindeki yıldızlarımızı görmek için güvenebileceğimiz bir tekniği basitlik içinde uygulamak,  kendimizi gözlemlemeye izin verecek ortamlarda bulunmak ve algı derinliğimizi genişletmeye çalışmak günümüz ritmi içinde en çok ihtiyaç duyduklarımız…

Kundalini yoga da bu tekniklerden biri ve güçlü bir teknik, ismi ‘farkındalık’ yogası.  İster ilk defa yapacak olun ister daha önce yapmış olun bu 8 haftalık yolculuk özel bir yolculuk olacak.

Her haftanın çalışması birbiriyle ilişkili ve bir bütünün parçalarından oluşacak.

Atölye içeriği;

1. 8 hafta boyunca her haftada bir 2 saatlik beraber sınıf çalışması.

2. 8 hafta boyunca her haftada bir 30 dakikalık skype üzerinden grup meditasyonu.

Her hafta toplam 2,5 saat beraber çalışma ve 8 hafta boyunca her gün düzenli konsantrasyonu arttırıcı özel bir meditasyon takibi.

3. Bilinç üzerine beraber bir film izleme ve üzerine değerlendirme

4. İstanbul Üniversitesi Gözlem evinde Planetaryum (Gökevi) etkinliği- Evren ve insan ilişkisini göksel görsel bir şölen içinde şahit olabilmeye amaçlıdır.

5. Sınıf çalışmalarında masallar, müzik ve mantralar

Atölye sonunda;

1- 2 aylık disiplinli bir atölye çalışması sonucu beden zindeliği, zihin dengesi ve dinginliği

2- Yeni yıla ait aldığımız kararları istikrarla harekete geçirme gücü

3- Işıldayan bir cilt ve ışıldayan bir manyetik alan

4- Farkındalık ve algı düzeyimizde daha bir derinlik ve genişlik

5- Grup çalışmasının verdiği destek ile hergün kısa da olsa 8 hafta boyunca meditasyona oturabilme gücünü kazanma ve böylece tek başına değil de birlikte yola çıkmanın değerini deneyimleme.

Koşullar:

  • Minimum 6 kişi ile atölye açılacaktır, sınıfın ertelenmesi veya iptal durumunda ödemeler geri iade edilecektir.
  • Derslerin takibi önemlidir, birbirine bağlı çalışmalardan oluşmaktadır. Tek ders girişi olamayacaktır.
  • Öncesinde kundalini yoga deneyimi olması şart değildir.

Çalışma tarihleri:

1.       BÖLÜM

 

(Şubat)

 

6 Şubat  – Çarşamba  19:30 – 21:30
13 Şubat – Çarşamba 19:30 – 21:30
20 Şubat – Çarşamba 19:30 – 21:30
27 Şubat – Çarşamba 19:30 – 21:30
2.       BÖLÜM

 

(Mart)

6 Mart  – Çarşamba  19:30 – 21:30
13 Mart – Çarşamba 19:30 – 21:30
20 Mart – Çarşamba 19:30 – 21:30
27 Mart – Çarşamba 19:30 – 21:30
  • Haftada bir 30 dk’lık Grup Skype meditasyonları grup içinde ortak karara göre tarihleri belirlenecektir.

Mekan:

Vibe to BE- Moda- Kadıköy

Açık Adres: Caferağa Mah. Neşe sok. 33/6 Kadıköy – İstanbul

https://www.vibetobe.com/

Eğitmen:

Mehrunnisa Dilek Ekşi Bilgin

http://hayyal.com/hakkimizda/

Ödeme Detayları:

Katılımcı başına aylık 650 TL

Şubat ayı Erken ödeme koşulundan faydalanmak için 500 TL ( indirimli) olarak en geç 25 Ocak 2019 tarihine kadar yapılması beklenmektedir. 25 Ocak sonrası 650 TL olarak en geç 1 Şubat’a kadar yapılması rica olunur.

Mart ayı Erken ödeme koşulundan faydalanmak için 500 TL (indirimli) olarak en geç 22 Şubat 2019 tarihine kadar yapılması beklenmektedir. 22 Şubat sonrası 650 TL olarak en geç 1 Mart’a kadar yapılması rica olunur.

Özel indirimler; yoga atölyesine katılmak isteyen eş veya çift (couple) olanlara kişi başı tutarın %10 indirim durumu olabilmektedir. Ayrıca, 25 yaş altı çalışmıyor veya öğrenci ise %20 indirim bulunmaktadır.

Sadece havale/eft veya nakit kabul edilir.

Atölye detaylarındaki sorularınız için bilgi@hayyal.com veya 0532 498 86 86 iletişime geçebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Tarih: Ocak 16, 2019 Gönderen: Yorum: 0

Kutunun Dışına Çıkmak

Şeker kamışından kâğıt, ağaçtan şeker üretmek daha akılcı ve az maliyetli bir çözüm olabilir… Altın madenlerinin çevresine siyanürle beslenen elma ve şeftali ağaçları dikmek, bu toksik maddenin etkisini azaltabilir. Doğanın birbiriyle olan ilişkilerini gözlemleyerek “Kutunun Dışına Çıkmak” adlı kitabı kaleme alan Gunter Pauli’nin fikirlerine göz atanlar, yeni iş modellerinin de kapısını aralayabilir…

Doğada her şey birbiri ile ilişki içinde; bu ilişki ağındaki bağlantıları gözlemleyerek ve sistem dinamiğini bilerek benzer yapılarda sür-dürülebilir ve yaratıcı yeni iş modelleri kurulabilir… Bu düşünceden yola çıkan Belçikalı girişimci Gunter Pauli; ekoloji, sistem yaklaşımı ve girişimciliği birlikte ele alan yaklaşımını “Mavi Ekonomi” olarak adlandırıyor. Aynı isimli bir de kitabı var Pauli’nin. Ve çocuklar(!) için fabl tarzında yazılmış masallardan oluşan bir diğer kitabında da işte bu konuya vurgu yapıyor. Adı, “Kutunun Dışına Çıkmak”. Peki kutu nedir, neden dışına çıkmalıyız? Gelin, tüm bu soruların yanıtlarının izini birlikte sürelim.

Elmanın Ağaçtan Neden Düştüğünü Biliyoruz, Peki Dalda Nasıl Durduğunu?

“Kutunun Dışına Çıkmak” adlı kitapta beş krallık var: Hayvanlar, bitkiler, mantarlar, su yosunları ve bakteriler/virüsler

Amaç, bu krallıkların birbiri arasındaki diyaloğunu duyarak ve etkileşimlerini kullanarak yenilikler yapabilmek. Ancak önce kutunun dışına çıkmak gerekiyor. Pauli, bunda zorlanıyor olmamızın en önemli sebeplerinden birini, eğitim sistemlerinden gelen eksikliklere bağlıyor. Örneğin kim-ya dersinde bize öğretilen iki genel ayrım vardır: Organik ve inorganik dünya. Halbuki bu beş krallığın da kendine has organik ve inorganik kimyası bulunur. Fizikte elmanın yerçekimi kuvvetiyle nasıl aşağı düştüğüne dikkat çekilir, ancak elmayı oluşturan bileşenlerin ağacın dalına kadar nasıl çıkabildiği ve ağacın dalından sarkan elmanın yerçekimine karşı nasıl dirençle durabildiğinden bahsedilmez. Ya da bir üniversitede mühendislere bir montaj hattında parçalar en hızlı bir araya getirilirken kaliteli bir ürünün nasıl oluşturulacağı öğretilir, fakat aynı gayretle parçaları azaltarak arzu edilen işlevi sürdürecek bir ürün tasarımı ve iş modellemesi yapılabileceğine değinilmez…

Pauli’nin kitabının bir diğer özelliği, her bir masalın ardından işletmelere ilham olacak ana fikrin ne olduğunu özetleyen bir açıklamaya yer vermesi. Ardından ma-salda geçen konu ile ilgili bir firma üzerin-den vaka incelemesi de yapılıyor. Kitapta, uluslararası şirketlerden niş iş yapan fir-malara kadar dünyadan 20 farklı örneğe yer verilmiş. Bu nedenle ilk bakışta ço-cuklar için yazılmış gibi görünse de, ki-tabın aslında ilginç girişimcilik örnekleri arayanlara, firma yöneticilerine, sürdürülebilirlik kapsamında Ar-Ge çalışmalarında bulunanlara da hitap ettiği anlaşılıyor.

ZERI’nin Fikir Babası

Belçika asıllı bir girişimci olan Gunter Pauli; sürdürülebilir inovasyon, çevre, bilim, kültür ve siyaset konularında dersler ve konferanslar veriyor. Pauli, ayrıca 1994 yılında Japon hükümetinin desteğiyle kurulan ZERI (Zero Emissions Research & Initiatives) adlı düşünce kuruluşunun da fikir babası. 2010 yılında “Mavi Ekonomi” kavramını kitaplaştıran Pauli’nin fikirlerinden yol alan ZERI de sürdürülebilirlik ve yeni iş modelleri üzerine çalışmalar yürütüyor.

İş Modelleri Doğada Gizli

Şimdi, kitaptaki masallardan birkaç örneğe bakıp sunulan iş fikirlerine göz atalım. Bunlardan ilki, solucan, mantar ve çay-kahve arasındaki üçlü ağ ilişkisi. Bu üç farklı krallık arasında bir sistem döngüsü bulunur. Solucanlar hayvan krallığını, mantarlar mantar krallığını ve çay/ kahve ise bitkiler krallığını temsil eder. Kahve ve çay posalarını doğrudan toprağa bıraktığımızda solucanları etkiler ve kafein onlara stres etkisi yapar. Eğer bunlar protein açısından zengin olan mantarların büyüdüğü yerlere bilinçli olarak dökülürse, bu mantarlar daha da fazla üreyebilir, çünkü içindeki kafein maddesi mantarlar için faydalıdır. İlginç olan da mantarın kafeini olmayan proteinli bir çıktı üretmesi. Bu anlamda bir zincir oluşur: Solucanlar sağlıklı bir toprak meydana getirir, toprağın asıl çiftçileridir; çayı-kahvesi bol toprağın üzerinde yetişen mantarlar kafeini yer, böylece daha fazla mantar oluşur; man-tarları da insanlar yer. Bu döngüyü gören bir farkındalık, mantarları iş modeli içinde kullanabilir. “Böylelikle doğal bir nakit akışı oluşur” diyen Gunter Pauli, kahve ve çay posalarını toplayarak veya kahve-çay üretim noktalarındaki atıkları değerlendirerek yerelde bir girişimcilik örneği yaratılabileceğinden bahsediyor. Mantar yetiştirmek ve bu mantarı da insanlara proteini bol bir yiyecek olarak pazara sunmak…

Neden olmasın?

Kitaptaki bir başka öyküde ise şeker kamışı ile ağaç arasındaki ilişkiden bakın nasıl bahsediliyor. Şekerkamışından şeker elde edilir ama aslında lif açısından çok zengindir. Bundan dolayı, kâğıt yapımında ağaç yerine rahatlıkla kullanılabilir. Ağaçtan ağaca değişmekle birlikte, ortalama bir ağaç 20 yılda büyür ve %20’si liften olu-şur. Oysa şekerkamışı 1 yıldan daha kısa sürede büyür ve yapısında lif oranı %80 civarındadır. Öte yandan ağaçtaki şeker oranı şekerkamışına göre daha fazladır ve %30’u yenilebilir şekere dönüşebilir. Üstelik şeker yapısı da daha farklıdır; kilo yapıcı veya dişlere zarar veren bir şeker içermez. Ağaçlardan şeker elde etmek, şekerkamışını da kâğıt yapımında kullanmak daha az maliyetli bir tercihtir ve aynı zamanda doğayla uyumlu bir üretim şek-lidir. Oysa, teknolojik araştırmalarda daha fazla kâğıt üretebilmek adına ağaçlardan daha kısa zamanda lif elde etmeye uğraşılıyor; ağacın genetik yapısı üzerinde çalışılarak büyümesini hızlandıracak formüller aranıyor, daha fazla şeker elde etmek için de insan sağlığına zararlı sentetik şekerler üretiliyor.

Doğa İlişkilerindeki 4 Temel Prensip

 

1 Gunter Pauli, doğadaki ilişkilere bakıldığında gözlemlenen dört temel prensibi şöyle sıralıyor:

Hiçbir tür, kendi türünün atığını veya çıktısını yemez. Bu kuralı bozan istisnalar vardır; hayvanlar krallığına bakıldığında örneğin kendi ürik asidini (idrarını) içene rastlanabilir. Bunun nedeni bağışıklık sistemini güçlendirmek için olabilir. Yine de genel kural bozulmaz. Bir türün atığı, diğer türün ancak besini olabilir. Aksi durumda bazı problemlerle karşılaşılır. Örneğin, çiftçiler ineklere diğer ineklerin kemiklerini yem olarak vermeye başladıklarında bu kuralı ihlal ederek bir süre sonra deli dana hastalığının yaygın bir şekilde baş göstermesine neden olmuşlardır. Bir başka örnek de, karideslere kendi türünün atığının yem olarak verilmesiyle “beyaz virüs” hastalığının oluşması… Aynı mantıkta, bir endüstri çıktısı başka bir endüstri alanının girdisi olarak kullanılabilir. Aksi durumda kendini, atığı ile besleyen bir endüstri dalında üretilen ürünün esnekliği azalır ve kırılma/ bozulma riski yükselebilir.

2 Beş krallıktan birinde toksik ve zararlı olabilecek bir madde, diğeri için nötr bir etki yaratabilir veya besin olabilir. Örneğin, siyanür ve arsenyum insanlar ve hayvanlar için tehlikeli bir toksik maddedir ama bitki krallığında elma ve şeftali ağacının büyümesi için gereklidir. Hiç kimse bu meyveleri siyanürlü diye etiketlemez, çünkü insan sağlığına zarar vermeyecek bir dengede bu toksik madde elma veya şeftalinin içinde bulunur. Bu ilişkiyi iş modeline uygularsak; altın madeninde kullanılan siyanür nedeniyle maden civarına elma bahçeleri dikilebilir, böylece bu toksik madde, yıllar boyunca çevre için zararsız duruma geçebilir.

3 Sistemi oluşturan yapılar ne kadar yerel ve çeşitliyse, sistemin fonksiyonları o kadar verimli ve dirençli olur. Ormanlar, bunun en güzel örneği… Ormanı bir sistem olarak düşünelim. İçindeki zenginlikle (bitki-hayvan-ağaç çeşitliliği, farklı toprak ve kaya yapıları vb.) doğal döngüler içinde kendi kendine yetebilen bir sistemdir. Ancak, yağmur ormanlarından bir canlı türünü alıp başka bir ülkedeki farklı bir orman dokusu içine koysak ve yaşamını devam ettirmesi için uğraşsak, bu durum hem o canlıya ve hem de bulunduğu ekosisteme istenmeyen sonuçlar verebilir. Yabancı bir tür, kendi ortamı olmayan bir ekosistemin içine dahil edilmeye çalışılırsa bu türün özelliği bozulmaya başlayabilir. Yani, yerelin özgünlüğünü korumak önemlidir.

4 Beş krallık, belirli ortam sıcaklığı ve ortam basıncına bağlı olarak birbiriyle karşılıklı etkileşimini korur veya etkileşimleri çözülür. Örneğin bir örümcek, naylon fibere benzeyen ipini, sindirim sisteminde yer alan mantar ve bakteriler yardımıyla uygun sıcaklık ve basınç ortamında oluşturur. Yumuşakçalar ise soğuk suda kurşun geçirmez seramikten daha güçlü seramik üretir. Endüstride bir ürün oluşturmak için bileşenleri birbirini bağlama veya bileşenleri birbirinden ayrıştırma, çevreye kirlilik ve entropi yaratacak yüksek sıcaklık ve yüksek basınç gerektirir. Halbuki, doğadaki işleyişte beş krallığın her birinin birbiriyle spesifik etkileşimleri sonucu oluşan ürünler, insanların üretim sistemlerindeki gibi değildir, düşük enerjili ve verimlidir.

Ortalama bir ağaç 20 yılda büyür ve %20’si liften oluşur. Oysa şekerkamışı 1 yıldan daha kısa sürede büyür ve yapısında lif oranı %80 civarındadır. Yani şekerkamışından kağıt üretmek hem daha az maliyetli hem de doğayla uyumlu…

Rakip şirketlerle birleşmek, orta kademe yönetimleri küçültmek, ekonomik dar boğazlarda insan kaynağını öncelikli azaltmak, dış pazar kaynağından temin edilen girdilerle üretim süreçleri oluşturmak gibi kararlar, pazar payını korumak için tercih edilecek stratejiler olmaktan çıkmaya başladı artık. Kendi kendimizi içine hapsettiğimiz kutunun dışına çıkabiliyor olmak da elbette tek başına yeterli değil. Tüm bunları uygulamaya koyabilecek, risk alabilen bir liderlik rolü de şart.

Ancak, Gunter Pauli’nin “Mavi Ekonomi” ile ileri sürdüğü iş tasarımı ilham verici ve farklı açılardan düşünmeye değer (www.zeri.org). Yazar, “Mavi Ekonomi: 10 Yılda 100 Buluş 100 Milyon İş” adlı kitabında da bu yaklaşımı detaylı şekilde anlatıyor. Kısacası, doğanın çalışma düzenini gözlemleyerek, sistem döngüsü içindeki etkileşimleri fark ederek, bunları iş modellerine, yeni ürün tasarımlarına dönüştürmek mümkün.

Bizim bu yazıda konu edindiğimiz “Kutunun Dışına Çıkmak” adlı kitapta da toplam 21 öykü var; bu da pek çok iş fikri, ilham demek… Çocukların yanı sıra girişimcileri de etkileyecek kitap İspanyol-ca, Japonca, İngilizce, Almanca gibi pek çok dile çevrilmiş. Biz de “Türkçe’ye de neden kazandırılmasın?” demeden geçemiyor ve girişimcilere, yayınevlerine duyuruyoruz…

(*) Yazı, 2014 yılında EkoIq dergisinde yayınlanmıştır.

Tarih: Eylül 27, 2018 Gönderen: Yorum: 0

Dragon Dreaming Proje Tasarım Atölyesi

Bir hayaliniz varsa Dragon Dreaming Proje Tasarımı Yöntemi ile hayalinizi gerçeğe dönüştürmeye bir adım atmak istiyorsanız Mart 2019’de üç günlük bir atölye çalışmamıza katılabilirsiniz.

DRAGON DREAMİNG PROJE TASARIM YÖNTEMİ

Bir Hayal, bir düşünce tohumu ile doğar ve bağlantılı diğer düşünceler de hayale dahil olmaya başlar. Hayalinizin başka kimlere dokunabileceğini düşünerek hayal çemberinizi belki genişletebilirsiniz, kendi hayaliniz çevrenizdekilerin de hayali olabilir, o zaman sizin hayalinize ortak olmak isteyenlerle bir takım çalışması içinde yürümeniz daha kolay olabilir. Tek başına da yola çıksanız bu yolda size inanarak destek olmak isteyenlerle hedefinizi daha sağlam adımlarla gerçekleştirebilirsiniz. Bu anlamda, aslında çoğunlukla hayali gerçekleştirmek kolektif bir çalışmadır.

Hayalin gerçeğe dönüşebilmesinde yapılacakları gözle görünür hale getirmek, aksiyonları gelecekten şimdiki zamana çekerek ‘harekete geçmeye’ sevk etmek ve bu hayale ortak olan herkesin yapılacaklar üstünde mutabık kalmasını sağlamak açısından bir tasarım yöntemi önemlidir. Bunlardan biri Dragon Dreaming Proje Tasarım Aracıdır.

Ekolojinin bilgeliğinden ve doğanın dilini okuyabilen Avusturalya’nın yerli halkı Aborijinlerden esinlenerek oluşturulan proje tasarım aracı sürdürülebilirlik konulu çalışmalarda, çevre-insan-ilişkiler ağının bütünsel bir yaklaşımında stratejik planlama yapmak amaçlı geliştirilmiştir. Sivil toplum kuruluşları, belli bir amaç için bir araya gelmiş kolektif oluşumlar, iş dünyası veya bireysel girişimler gibi çok farklı platformlarda kullanılabilir.

Dragon Dreaming Proje tasarım aracı Avusturalya’nın Gaia Vakfı kurucularından John Croft’ın önderliğinde geliştirilmiştir. Global Ekoköy Ağlarında, Permakültür Çalıştaylarında kullanılmıştır. Bu tasarım aracının eğitmeni olmak için seminerler verilmektedir, bunlardan biri Almanya’da Sieben Linden ekoköyündedir. Türkiye’de ODTÜ’de 2009 yılında Sürdürülebilirlik Planlama Çalıştayında John Croft konuk edilmiş ve bu yöntem üzerinde giriş niteliğinde birkaç günlük bir eğitim vermiştir. Ayrıca, Brezilya’dan Rusya’ya, Kongo’dan Kanada’ya kadar bu metodoloji üzerinden proje gerçekleştirme uygulamaları olmuştur.

Aborijinlerin toplulukları içinde hayallerini bir hikaye anlatıcısı diliyle birbirlerine anlatmaları ve ‘songlines’ olarak her hayalin toprak parçalarında işaretlenmesi ve bu işaretlerin kutsal sayılması ritüellerinden esinlenerek oluşturulan Dragon Dreaming’in üç ana amacı vardır:

Hayalin, topluma ve Dünya’ya fayda odaklı bir amacı olması, bu ortak hayali paylaşanların kişisel gelişimlerine olanaklar sağlaması ve hayalin kolektif bir çalışma içinde yapılandırılmasıdır.

Bir kişi veya bir ekip olarak hayaliniz varsa öncelikle bu hayalin peşinden gitme arzusunun ne olduğunu derinden hissetmeniz, bu arzu ile neden meşgul olduğunuza cevap verebilmeniz beklenir. Dragon Dreaming Metodunda kalpten hissetme, sessizlik içinde kalma ve grup üyelerini derinden dinleme ile öncelikle hayalin tanımı yapılır. Bu hayalin amacı veya amaçlarının yazıya dökülmesi gerekir.

Daha sonra, hayalin gerçekleştirilmesi sürecinde yapılması gerekenler beyin fırtınası ile ortaya çıkarılır. Önerilenlerin bazıları ‘Hayalinize Ortak Etme’, bazıları ‘Planlama’, bazıları ‘Aksiyon Alma’, bazıları ‘Kutlama’ bölümlerine göre kategorize edilir, bazıları da benzer önerilere girdiği için birleştirilir veya elenir. Herkesin görebileceği büyük bir beyaz tahta veya kağıt üzerinde proje akış diyagramı  ‘Karabirrdt’- ‘örümcek ağı’  olarak oluşturulur. Bu örümcek ağı, bir yol haritasıdır. Grup katılımı ile her yapılacak iş, yol haritasında bir yuvarlak çember ile gösterilir ve öncelik durumlarına göre işler birbirine bağlanır.  İşin yol haritasındaki yeri, dikey düzlemde hayal kurma, planlama, aksiyon alma, kutlama bölümlerinden ilgili olana yerleştirilirken yatay düzlemde de bir mantıkla konumlandırılır. Eğer bir işin içeriğinin tamamlanması grup çalışmasını gerektiriyorsa yol haritasında sol tarafa, bireysel bir çalışma ile tamamlanabiliyorsa sağ tarafa, bir parça bireysel bir parça grup çalışması gerektiriyorsa ortada yer alır.

Yol haritasında çember ile gösterilen işler tamamlandıkça çemberlerin içi doldurulur. Böylece proje sürecinde ne kadarlık yol alındığı görsel olarak da takip edilir.

İşler, başlangıç ve bitiş noktası arasındaki dağıtıldıktan sonra bu işlerin sorumlulukları projeyi gerçekleştirmek isteyenlere dağıtılır. Her bir işin (çemberin) temelde üç farklı sorumluluk pozisyonu olur. Yeşil renkte olanlar asıl bu işi yürütecek olanlardır, kırmızı renkte olanlar daha çok ufak tefek işleri halletmek isteyenler, siyah olanlar gerektiğinde uzmanlığından yararlanarak danışman rolündekiler şeklinde belirlenir. Ayrıca, yapılacak her bir işin finansal ihtiyaçları da bu çalışmanın içinde gözden geçirilir. Bütçe ve finansın nasıl bulanabileceği konularında öneriler bu yöntemin içinde belirtilmiştir.

Dragon Dreaming Proje Tasarım Yöntemi, bir kişinin veya bir grubun hayalini gerçekleştirirken projenin ilerleyen süreçlerinde ekip içinde oluşabilecek çatışma ve anlaşmazlıkların çözümlenmesinde, takım motivasyonun yüksek tutulmasında ‘Kutlama’ adımlarının çok önemli olduğunu dile getirir. Hatta proje zamanın ve bütçesinin %25’nin kutlama bölümüne ayrılmasını tavsiye eder. Projede yer alanlar için projenin hayatlarına bir anlam verdiğinin göstergesi olarak kutlamaların bir değeri vardır.

http://www.dragondreaming.org/ sayfası resmi sitesidir.

Detay bilgi için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

 

Tarih: Eylül 19, 2018 Gönderen:

Değişime Açık Olmak- Kundalini Yoga Meditasyonu

Evrenin yasası değişim. Herşey değişim içinde, ancak bu değişimde bir şey değişime karşı direnir, o da ego’ya bağlılığımız veya nefs’imiz. Egomuz, değişime karşı direnç göstermemize neden olur. Gerçeklik ile gerçekliği algılayış arasındaki fark egonun yarattığı şüphe ile beslenir ve sonuçta zihnin karışıklığı ve hüsran gelir. Şüphe aura parlaklığımızdan da çalmaya başlar.

Gerçekliğimiz ile iletişimi kesmeye çalışan egomuzu, ancak kendi samimi isteğimiz ve disiplinimiz ile uyuma getirebiliriz.

Ay ve Güneş tutulması gibi özel günler de bu tip meditasyonlar denge de kalmamıza ve yenilenmemize destek olur . 27 Temmuz 2108 ‘deki gök olayların etkisi hemen hemen 1 hafta sürecek, bu meditasyon 1 hafta boyunca düzenli yapılabilir.

Duruş: Bağdaş konumunda dik bir oturuşta rahat bir şekilde yerleşilir. Gerekirse bacakların veya kalçanın altına destek alınabilir. Sırt belli bir süre dik duruşta kalmaya alışık değilse gerekiyorsa bir duvara yaslanılabilir.

Mudra: Yumruk yaparcasına dört parmak aşağıdaki foto’daki gibi kıvrılır. Kıvrılan parmak uçları, avucun içindeki parmakların bittiği noktadaki yumuşak noktalara yerleştirilir. İki el tam göğüs merkezinin orta noktasına getirilir.

İki el bu konumda iki noktada yumuşakça birbirine değer: Birinci nokta; baş parmakların birinci boğumların yumuşak bölümleri birbirine bastırılır ve göğsün orta noktasına doğru yönlendirilir. İkinci dokunuş noktası; kıvrılan parmaklardan orta parmakların ( Saturn parmağı- elin en uzun parmağı) kıvrılan eklem yerleri birbirine dokunur.

Bu pozisyonda tutulur, enerji başparmaklar ve kıvrılan eklemler içinde hissedilmeye çalışılır. Bu enerji, nefesle beraber yoğunlaşabilir. İki başparmak arasından sıcaklık geçmeye başlayabilir. Bu his, sakince izlenir. Yogi Bhajan bu meditasyonu fonksiyonel bir meditasyon olarak tanımlamıştır.

Gözler: Kapalı.

Breath: Zorlanmadan uzun nefes alış ve verişleri, bir akış içinde nefes birbirini takip eder.

Zaman: Meditasyon alışkanlığına bağlı 7 dk, 11 dk, 21 dk veya 31 dk yapılabilir. Önemli olan nefesi ve oturuşu zorlamadan konsantrasyonun an’da olduğu sürece süreye sadık kalabilmektir. Eğer 11 dk fazla geliyorsa örneğin daha kısa bir süre hedeflenip tamamlanabilmelidir.

Kapanış: Derin bir nefes alınır, 3-5 sn tutulur ve uzunca verilir, 10 – 15 dk uzanarak dinlenme de kalınır.

(*) Bu meditasyon orijinal olarak https://www.3ho.org/3ho-lifestyle  sitesinde  ‘change of meditation’ ismi ile bulunmaktadır.

 

Tarih: Temmuz 27, 2018 Gönderen: Yorum: 0

Toroslar Aladağ Kundalini YogaTrek Kamp

( 21 – 25 Ağustos Kurban Bayramı 2018 )

Hiç şüphe yok ki Türkiye’nin en çok ziyaret edilen dağlık coğrafyalarından biri Aladağlar’dır. Orta Toroslar’ın bu bölümü dağcılar, doğa yürüyüşçüleri, kuş gözlemcileri, kampçılar ve birçok değişik dalda doğa sporları yapanlar için vazgeçilmez bir bölgedir.
Kayalık dağlar, ormanlık araziler, derin vadiler ve kanyonlar doğa severler için eşsiz olanaklar sunar.

Bölgedeki yürüyüş yolları hem derin vadileri bağlar hem de bölgenin yerlilerinin kullandığı yaylaları…
Aladağlar’ın vahşi güzelliğini biliyor olabilirsiniz. Ama bu kez sizi Aladağlar’ın görkemli dorukları arasında bambaşka bir deneyime taşımak istiyoruz. Turumuzda Aladağların yüksek platolarını, ormanlık alanlarını, yaylaları geçeceğiz. Bu yalçın dağlar arasında tüm manzaraya bölgenin en yüksek yaylalarından bakacağız.

Aladağlar’ın bilindik yürüyüşlerini eşsiz bir yoga deneyimiyle birleştireceğiz. Bir kamptan diğerine geçerken sadece manzaraların derinliğini değil yoganın da huzurlu derinliğini hissetmenizi hedefliyoruz. Nefes çalışmalarını dağlarda ve çok ideal yüksekliklerde ( 2000 ve 3000 metreler arası ) yapacağız. Dağlar eski zamanlardan bu yana meditasyonların yapıldığı yerler olmuştur, biz de bu yüksekliklerde kelimelere sığmayacak özel meditasyon çalışmalarında bulunacağız.

Kundalini yoganın kelimelere dökülemeyen deneyimlerini doğada ve dağlarda yaşayacağız. Zihinlerimizi boşaltacağız, ateşin etrafında yıldızların altında masallar anlatacağız, rengârenk müzikler eşliğinde şarkılar ve mantralar söyleyeceğiz. Dağlarda sesimizi özgür bırakacağız. Bir gün sessizlik inzivasında bulunacağız.

Tur programımızı, yürüyüş rotalarımızı, mola noktalarını ve mutfağımızı eşsiz bir yoga deneyimi için özel olarak hazırladık. Yoga-Trek adını verdiğimiz bu yeni içeriğimiz için Aladağlar mevsim ve lojistik imkânlar nedeniyle de biçilmiş bir kaftan.

Bu turu doğa yürüyüşü etkinliklerini tecrübe etmiş, fiziksel kısıtlayıcı bir engeli olmayan, 12 yaşından büyük tüm katılımcı adaylarına öneriyoruz. Daha önceden kundalini yoga yapmış olmak beklenmiyor, sadece uzun yürüyüşleri sevmek yeterli! Ancak bu uzun yürüyüşler arasında molalarımız da olacak, grup ‘Turna’ kuşları gibi bir bütünlük içinde bir yerden bir yere göç edecek ve birbirimizden çok şey öğreneceğiz. Bu yolculuğa kendi içimize doğru bir yolculuk diye bakabiliriz.

Bu program Montis ( Trips & Expeditions ) ve Hayyal ( Sürdürülebilirlik ve Kundalini Yoga) işbirliği ile oluşturulmuştur. Bu nedenle, gezi rotası, rezervasyon ve kayıt işlemleri için Montis ( www.montis.com.tr ), yoga detayında sorularınız için Dilek Ekşi Bilgin ile irtibata geçebilirsiniz. Aşağıda iletişim bilgileri bölümünde detay belirtilmektedir.

Özet Program

1.Gün: Kayseri’de buluşma, Çukurbağ Köyü’ne hareket. Emli Vadisi Kampı vadisi kampına transfer
2.Gün: Emli Vadisi – Oluksekisi Yaylası – Alacan Yaylası – Mangırcı Vadisi – Emli Vadisi Kampı
3.Gün: Emli Vadisi – Akşampınarı – Eznevit Yaylası – Sokullupınar Karayalak Kampı
4.Gün: Sokullupınar Karayalak kampında
5.Gün: Sokullupınar – Cimbar Vadisi – Kayseri’ye Dönüş

Detaylı Tur Programı

1.Gün:

Kayseri’de buluşma, Çukurbağ Köyü’ne hareket. Emli Vadisi Kampı vadisi kampına transfer

Sabah saatlerinde Kayseri’ye varan uçuşlarla gelen katılımcılarımızla Kayseri Havaalnında buluşuyoruz. Ardından Çukurbağ köyündeki merkezimize doğru yola çıkıyoruz. Nefis geleneksel bir köy yemeğinin ardından hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra Emli Vadisindeki kampımıza kısa bir araç transferi ile geçeğiz. Kampımıza yerleşip dinlendikten sonra akşamüzeri Aladağları kızıla boyayan gün batımında yoga etkinliğimiz için matlarımızı da alarak kısa bir yürüyüşe çıkıyoruz. Akşam yemeği için kamp yerimize geri dönüyoruz. Bu gece yıldızlar altındayız.

Yaklaşık Araç Transfer Süresi: 2 saat
Yaklaşık Yürüyüş Aktivitesi Süresi: 2 saat
Deniz Seviyesinden Yükseklikler: Çukurbağ, 1550 m – Kamp, 1800 m

Dâhil Olan Yemekler: Öğle Yemeği / Akşam Yemeği

2.Gün:

Emli Vadisi – Mangırcı Vadisi – Alacan Yaylası – Oluksekisi Yaylası – Emli Vadisi Kampı

Sabah gün doğumundan hemen önce uyanıyoruz. Kamp yerimizde bir yoga etkinliğimiz olacak, günü, güneşi bu güzel yaylada selamlamak istediğinizden eminiz. Yoga seansımızın ardından kısa bir dinlenme sonrası kahvaltımızı yapıp yola koyulacağız. Kamp yerimizin hemen yanıbaşındaki ormana gireceğiz. Orman sınırının üzerine çıktıktan sonra ise kireçtaşı duvarların hâkimiyetindeki Mangırcı vadisini takip edeceğiz. Mangırcı vadisi boyunca patikalardan yükseliyoruz. Öğle vaktinde yemek molası vereceğiz. Yemeğimiz Alacan yaylasında muhteşem bir manzaraya karşı olacak. Bu güzel noktada piknik yaptıktan sonra bugünkü yürüyüşümüzün ikinci yarısına başlayacağız. Önce inişli çıkışlı bir rota ardından da Oluksekisi Yaylasına doğru bir iniş yapacağız. Bütün günü Aladağların güzel manzarasına yükseklerden bakarak ve uygun noktalar da yoga etkinlikleri ile geçireceğiz.Oluksekisi yaylası da yoga yapmak isteyeceğimiz bir manzaraya sahip ve bizim de vaktimiz uygun. Akşamüzeri yine Emli Vadisindeki Sarımemedler Kampımızdayız. Bu gece dinlendirici bir uyku çekeceğiz.

Yürüyüş Aktivitesi Süresi: 6-7 saat
Deniz Seviyesinden Yükseklikler: Kamp, 1800 m – Alaca Yaylası, 2250 m – Oluksekisi, 2050
Dâhil Olan Yemekler: Kahvaltı / Kumanya / Akşam Yemeği

3.Gün:

Emli Vadisi – Akşampınarı – Eznevit Yaylası – Sokullupınar Karayalak Kampı

Yine gün doğumundan önce uyanıyoruz. Oldukça hafif bir kahvaltının ardından yürüyüşümüze başlıyoruz. Yaklaşık 45 dk.lık bir yürüyüşün ardından Emli Ormanındaki bir düzlükte yoga ile günü karşılayacağız. Ardıç kokularıyla yaban hayatının tam içinde bambaşka bir yoga seansı olacak. Ardından Akşampınarı kamp yeri ya da Koca Dölek olarak bilinen düzlüğe yürüyeceğiz. Burası dağcıların uğrak noktası olan yerlerden biri. Buradan itibaren Eznevit yaylasına kadar tırmanacağız. Eznevit Yaylasının manzarası favorimizdir. Aladağların neredeyse tüm yüksek zirveleri bu aktivite esnasında arz-ı endam ederler. Eznevit yaylasından sonra zorlu olmayan dağ eteklerindeki patika yürüyüşümüzle Sokullupınar’da bulunan kamp alanına varıyoruz. Aladağlar ziyaretçileri için dağların kalbine giden yolakların başladığı Karayalak vadisinin girişinde bulunan kamp alanında iyice dinleniyoruz. Akşam gün batımında kamp alanımızdan kısa bir yürüyüşle çıkacağımız enfes bir noktada yoga yapabileceğiz. Akşam yemeğinden sonra 45 dakikalık bir masal dinletisi yapacağız.

Aktivite Süresi: 5-6 saat
Deniz Seviyesinden Yükseklikler: Kamp, 1800 m – Eznevit Yaylası, 2500 m – Sokullupınar, 2260 m

Dâhil Olan Yemekler: Kahvaltı / Kumanya / Akşam Yemeği

4.Gün:

Sokullupınar Karayalak kampında dinlenme, yoga ve meditasyon

Sabah gün doğumundan önce uyanıp kampımızdan kısa bir yürüyüş ile sabah yoga etkinliğimizi yapacağımız yere gidiyoruz. Ardından sessizlik içinde kahvaltımızı kampta alacağız. Ardından kısa bir araç transferi ile bugünkü yürüyüşümüzün başlayacağı Arpalık yaylasına geçeceğiz. Buradan yürüyüşle Teke Pınarı mevkiine ulaşacağız. Burada 15 dakikalardan vekısa dinlenmelerden oluşan toplamda 4 kez meditasyon yapacağız ve toplam meditasyon süresi 60 dakikalık olacak. Kundalini yoganın en güçlü meditasyonlarını bu oturumlarda deneyimleyeceğiz. Yürüyüşten döndüğümüzde öğlen yemeğimizi alacağız. Öğleden sonrası boş zamanımız olacak. 18:00’de müzik dinletimiz için toplanacağız. 19:00’da sessizlik inzivasını bozacağız. Arzu edenlerle 19:00 ile 20:00 arası yolculuğumuz süresince yaptığımız çalışmaların biz de bıraktığı izlenimleri paylaşacağız.
Akşam yemeği sonra kamp ateşi etrafında toplanacağız, 60 dakikalık bir masal dinletisi yapılacak. Mantralar ve şarkılar söyleyerek günü kapatacağız.

Yürüyüş Aktivitesi Süresi: 3-4 saat
Deniz Seviyesinden Yükseklikler: Sokullupınar, 2260 m

Dâhil Olan Yemekler: Kahvaltı / Öğle Yemeği / Akşam Yemeği

5.Gün:

Sokullupınar – Cimbar vadisi – Kayseri’ye Dönüş

Sabah son günün verdiği bir rahatlıkla uyanıyoruz. Sabah yogasını grubun arzusuna göre zamanı kararlaştırarak ayarlıyoruz. Kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 09.00-09.30 arasında Cımbar kanyonuna girmek üzere yükseliyoruz. Muhteşem duvarları ve vahşi yapısıyla bu vadiyi inişe başlıyoruz. Vadinin yola kavuştuğu noktada özel aracımıza binerek Çukurbağ Köyündeki merkezimize gideceğiz. Saat 13.00-14.00 sularında öğle yemeğini Çukurbağ Köyü’ndeki pansiyonumuzun bahçesinde alacağız. Kısa bir hazırlanmanın ardından Burada yolculuk için son hazırlıklarınızı tamamlayabilir, duş yapabilirsiniz. Buradaki hazırlığımızın ardından dönüş uçuşlarımız için 16.30’da Kayseri’ye hareket edeceğiz.

Yürüyüş Aktivitesi Süresi: Aktivite Süresi: 4-5 saat
Deniz Seviyesinden Yükseklikler: Sokullupınar, 2260 m – Arpalık,2300 m – Demirkazık Köyü, 1620 m

Yaklaşık Araç Transfer Süresi: 2 saat

Dâhil Olan Yemekler: Kahvaltı / Kumanya / Öğle Yemeği

Farklı diyet kodları ( Vejetaryen, diyabet, glüten vs ) gibi kısıtlamanız var ise lütfen rezervasyon sırasında belirtiniz.

Tur Tarihleri
21-25 Ağustos 2018 ( 4 gece 5 gün)
Son Başvuru ve Kayıt Kesinleştirme Tarihi : 10 Ağustos 2018

Tur Fiyatı:

8-12 kişilik grupta kişi başı 1600 TL

Erken rezervasyon indirimi ile kişi başı 1500 TL– ( 29 Temmuz 2018 tarihine kadar gerçekleştirilen kayıt kesinleştirmelerinde )

Tur Fiyatına Dâhil Olan Hizmetler

Kayseri’den Kayseri’ye programda belirtilen tüm yerel transferler

Tur boyunca tur liderliği hizmetleri

Kundalini yoga eğitmenliği

Eşyaların kamplara transferi

Dağdaki mutfak, aşçılık ve kamp hizmetleri Programda belirtilen tüm yemekler

Aladağlar Milli Parkı giriş ücretleri

İlkyardım seti

Kamp Malzemeleri ( Çadırlar, Mat ve Uyku Tulumu )*

*Bu malzemeler sınırlı sayıda ücretsiz olarak sağlanır. Kendi malzemelerinizi kullanmak isterseniz de yanınızda getirerek transfer aracımıza teslim edebilirsiniz.

Tur Fiyatına Dâhil Olmayan Hizmetler

Program dışı transfer, konaklama gibi ekstra hizmetler

Kişisel malzemeler

Yoga matı

Programda belirtilmeyen yolculuklardaki yemekler ve alkollü – alkolsüz içecekler

Tek Kişilik Çadırda Konaklama Farkı

100 TL

Önerilen Uçuşlar ve Şehirlerarası Transferler

Tur Kayseri’ye ulaşım sağlandıktan sonra başlayacaktır.

Grup olarak Kayseri havalanından alınılacaktır. Kayseri havaalanı buluşma saati:11:15

Programımıza katılırken almanızı önerdiğimiz uçuşlar 1.Gün sabah 11.00’a kadar Kayseri’ye varan, dönüş günü de 19.00 sonrasında kalkan uçuşlardır. Kayseri’ye birçok ilden düzenli seferler bulunmaktadır. Aşağıda İstanbul’dan gidiş ve İstanbul’a dönüş için önerilen uçuşları bulabilirsiniz. Uçak biletlerinizi acentamızdan da alabilirsiniz. Lütfen uçak bileti ihtiyaçlarınız için 0 312 440 05 85 numaralı telefonumuzdan Montis’i arayınız ya da bilet@montis.com.tr adresine eposta gönderiniz.

THY
GİDİŞ: TK2026, IST-ASR, 08.50-10.35
DÖNÜŞ: TK2021, 19.35-21.15
ANADOLU JET
GİDİŞ: TK7292, SAW-ASR, 08.40-10.00
DÖNÜŞ: TK7297, ASR-SAW,21.40-23.05
PEGASUS
GİDİŞ: PC2732, SAW-ASR, 07.25-08.50
DÖNÜŞ: PC2739, ASR-SAW, 19.35-21.00 ve ya PC2741, ASR-SAW, 22.25-23.50

İletişim
Etkinlikle ilgili detay sorularınız ve rezervasyon talepleriniz için;
Tel : 0532 263 80 32( Yoga Eğitmeni Dilek Ekşi Bilgin) veya 0 312 440 05 85 ( MONTIS Trips & Expeditions ) ile irtibata geçebilir, info@montis.com.tr adresine e-posta ile başvurabilirsiniz.

Bu Etkinliğe Getirilmesi Önerilen Malzemeler

— Yürüyüş Ayakkabısı Dağ Botu Mümkünse sert tabanlı , mutlaka uzun boğazlı

– Mutlaka daha önce uzun doğa yürüyüşlerinde denenmiş

— Yürüyüş Çantası Bir günlük tüm ihtiyaçlarınızı alacak büyüklükte – 35 – 40 lt önerilir.

—Yoga matınızı sabit bir şekilde taşımak için uygun aparatları olduğundan ve sırt sistemi olduğundan emin olun. Yürürken sürekli bir yoga matı taşıma durumu olmayacak gün içinde kamptan biraz uzak bir noktada yoga yapmak durumu olursa taşıma gerektirebilir. Onun haricinde sabah ve akşam kamp noktasında yapılması öngörülmektedir.

— Su Geçirmez Dış Giysi Gore Tex ya da başka bir soluyabilir

—Üst Yeterli / Panço — Polar ( Fleece ) Orta Kat Giysi 1 takım polar giysi özellikle serin akşamlar için gerekli

— Sentetik İç Giysi 1 Alt giysi ve 2 – 3 tane üst sentetik tişört vb. yeterli

— Rahat Giysiler ve Spor Ayakkabı Yolculuk ve otellerde kullanmak için önerilir

— Şapka Dağlarda daha güçlü hissedilen güneşin etkisinden korunmak için

— Bere Serin dağ akşamlarında kullanmak için tavsiye edilir

— Çorap Kalın ve destekli sentetik dağcı çorapları önerilir

– Ayakkabınıza uygunluğu denenmiş

— Gözlük UV- A ve B Filtreli, tercihen yanları siperlikli olması ya da az güneş alan modeller

— Baton Teleskopik bir çift yürüyüş batonu doğa yürüyüşlerinin vazgeçilmezidir!

— Su Kabı Yürüyüş ve dağlarda CamelBag türü, her an su içmenize olanak veren su kapları önerilir. Yoksa her hangi bir su kabı da işe yarar.

— Fener İki elinizde serbestçe kullanabilmeniz için, alın fenerleri tercih edilmelidir – Az pil tüketen LED ampullü fenerleri öneriyoruz.

— İlkyardım Seti Küçük bir kişisel set yanınızda olmalı eğer düzenli kullandığınız ilaçlar var ise yanınıza almayı unutmayın.

— Güneş Kremi Yüksek koruma faktörlü kremler tercih edilmelidir

– Tercihen en az 30 faktör.

— Nemlendirici Dağ etkinliklerinden sonra çatlamalar oluşmasını engellemek için özellikle dudak koruyucu kullanımı önerilir – tercihen UV filtreli

— Tamir Seti İğne, iplik, daktapev.b. içeren küçük bir tamir seti bulundurmak her zaman faydalıdır

— Elekrik- Elektronik Yedek pil, şarj cihazları, kamplar için powerbank, yedek hafıza kartları, telefon, GPS, kamera vs.

—Kişisel hijyen bakım seti
Islak mendil, tırnak makası, antibakteriyel jel, tuvalet kağıdı vs.

—Kişisel konfor ve sağlık
Şişme yastık, kullanılıyorsa dizlik vs.

—Yoga matı

Bu Etkinliğe Dair Dikkat Edilmesi Gerekenler

Herhangi fiziksel bir sağlık problemi olan veya ilaç kullanma durumunda bulunan katılımcıların önceden doktorlarına danışarak uygunluk almaları ve etkinliğe katılma durumlarında bizi durumları hakkında bilgilendirmeleri rica olunur.

 

Kundalini Yoga Hakkında

Kundalini Yoga ‘farkındalık’ yogası olarak tanımlanır. İçimizde uyuyan gizli enerjinin açığa çıkmasına aracılık eder. Böylece, aynada gördüğümüz bizi yeniden yapılandırır, kapasitemizin genişliğini bize hatırlatır.

Hormon ve sinir sistemlerini düzenleme potansiyeline sahiptir. Belli bir süre düzenli yapıldığında hormonların dengelenmesi sonucu fiziksel olarak genç bir görünümde kalmayı ve psikolojik olarak bütünsel ve dengede olmayı sağlar.

Bilinç üzerine etkisi beyinde yer alan epifiz ve hipofiz bezlerine olumlu yönde güçlü tesirleriyle gözükür, bu bezler bilincin katmanlarına geçiş kapılarıdır. Nefes odaklı bir çalışma olup nefesin etrafında bedensel hareketler yer alır. Böylece, nefes alma ve verme kapasitesini derinleştirir. Mantralar (tekrarlanan özel sözcükler) zihin dalgalarını pozitif yönde değiştirir. İçinde yoga duruşları, nefes, titreşim, müzik, mudra ve imgeleme birlikteliği vardır. Bu nedenle ‘kendini daha yakından bilme’ arzusunu ve aydınlık bilinç açılımını hızlandırır, hayatta var olma amacımıza doğru yönlendirmeyi kolaylaştırır. Aynı zamanda, bedene zindelik, güç ve sağlıklı olma hissini verir, kiloyu dengeye getirir.

Günümüz insanın stres ile baş etmek için anti depresanlara başvurduğu bir dönemdeyiz. Halbuki, bu geçici zihin gevşemesi sağlayan ilaçlara başvurmaya gerek kalmadan öncelikle beden üzerinde nefesin dolaşımına kolaylık verecek yöntemleri denemek en akıllıca yol olabilir. Yoganın her çeşidi bu anlamda kişiye özel bir pencere açabilir. Kundalini yoga, hayatın duygusal fırtınalı süreçlerine yardımcı olan güçlü bir yoga türüdür.

Tarih: Temmuz 22, 2018 Gönderen: Yorum: 0

Sosyal İnovasyon – SIX Wayfinder İstanbul

14-15 Mayıs’ta İstanbul’da Zorlu PSM’de gerçekleştirilen SIXWay finder- ‘Sosyal Inovasyonun Gelecek 10 yılı’ konulu etkinliği 26 ülkeden katılımcıyla gerçekleşti, enerjisi yüksek, samimi, toplumda pozitif değişim yaratan liderler ve değişim yaratma arzusunda olanların karşılıklı fikir alışverişlerini yapabildiği, iş birliklerin  oluşmasına ortam yaratabildiği bir süreçte geçti. Bu iki günde sabahtan akşama kadar sosyal inovasyon düşüncesine kafa yoran konuşmacılarla sabah tek oturumlar ve öğleden sonra paralel oturumlar yapıldı, açık alan teknolojisi ve balık kemiği gibi toplantı teknikleri içinde interaktif bir ortamda katılımcıların da dahil olduğu etkileşimi yüksek atölye çalışmaları yer aldı.  Tek bir yazıya sığmayacak bu etkinlikle ilgili izlenimlerimden birkaçını paylaşmak isterim.

Sosyal etki oluşturmada sosyo-kültürel değerleri göz ardı etmemenin ne kadar önemli olduğu dikkat çekiciydi. Konuşmacılardan Charles Leadbeater’ın (uluslararası bağımsız inovasyon danışmanı) verdiği örneklerden biri; Amerika’da 1916 yılında ilk doğum kontrol kliniğini açan hemşire Margaret Sanger’in bu girişiminin altında New York’un aşağı doğu yakasında kontrolsüz doğurganlık, yüksek oranda anne ve çocuk ölümünü gözlemlemesi yatmaktaydı ve her kadının ailesini planlamaya hakkı olduğunu savunmaktaydı.  Ancak, bu görüşün hapis cezasına kadar giden bir hikayesi olmuştur. O zamanın toplumu içinde muhafazakar aileler tarafından doğru bulunmayan bu girişim karşısında Margaret Sanger çok sert bir tepki almıştır. Oysa sosyal değişimi yaratmanın tohumlarını atmış olan bu kişi toplumun normlarına ve kabul gören düzenine karşı tek başına bir duruş sergilemiştir. Özgür seksi destekleyeceğine inanan ve dini kurallara aykırı olduğunu savunan çoğunluğun karşısında kadınlardan destek almaya başlayan Margaret Sanger’ın bu girişimi, feminist akımı sayesinde yıllar içinde gittikçe ivme kazanmıştır.

Bu hareketin büyümesi ile beraber bilim dünyasında da doğum kontrol hapı üzerine çalışmalar başlamıştır, 1950’lerde doktor Gregory Pincus bu araştırmanın öncülüğünde bulunmuştur ve  1956 yılında yasal düzenlemeyle piyasada satışına izin verilmiştir. Geliştirilen doğum kontrol haplarının daha geniş kitleler tarafından kabul görebilmesi için toplumun hassasiyeti göz önüne alınarak özgür seksi temsil edebilen imgesi yerine ‘doğum kontrol yolu ile ailelerin çocuklarına daha kaliteli bir gelecek sağlayabileceği’ imgesi vurgulanmıştır. Gerçekten de bu sihirli bakış açısı doğum kontrol haplarının muhafazakar çevreler tarafından da kabul edilir olmasını sağlamıştır.

Charles Leadbeater’ın bu örnek ile ilk adımı oluşturan herhangi bir sosyal girişim hareketinin başka insanları da harekete geçirebilir olması gerektiğinden ve aynı zamanda yavaş yavaş büyüyen desteğin ivmesinden yararlanarak toplumda ve politikalarda kabul görmesi için toplumun kültürel değerlerini iyi okuyup bu değerlere göre sosyal değişim için ortam hazırlanılmasının kritik öneminden bahsetti. Nasıl ki doğum kontrol hapına ABD’de Gıda ve İlaç Dairesi tarafından yasal izin verilmesi çok kolay olmamıştır, yıllar almıştır ama bu süreçte çocuklara daha kaliteli bir gelecek sunma düşüncesini referans alarak doğum kontrol haplarının kabul görmesi ve yasal satışına başlanması ile ekonomik boyutunu da içine alan büyük bir sosyal etki yaratmıştır.

Diğer bir konuşmacı, sosyal girişim kuruluşu olan Tides Network ‘un CEO’su Kriss Deiglmeir sosyal inovasyon ile ilgili Dünya’dan verdiği örneklerde şirketlerin farklı rollerde sosyal etkiye nasıl katkı sağladığından bahsetti. Aşağıdaki gibi bir sınıflandırmayı görmek kurumların faaliyetlerini hangi şemsiye altında gerçekleştirdiğini anlamak adına şeffaflık sağlamakta.

  • (Corporate Philanthrophy): Hayırsever kuruluşlara bağışta bulunan veya kendi bünyesinde vakıf gibi yapılar kurarak bu kanaldan yardımseverlik çalışmalarını gerçekleştiren kurumlar (örnek; Zorlu Vakfı gibi)

 

  • (Corporate Volunteering) – çalışanların mesai saatleri içinde kısmi olarak sivil toplum örgütlerinde gönüllü çalışmasını teşvik eden veya ürettiği ürünlerden sivil toplum örgütlerine bağışta bulunan şirketler ( OKTA for good gibi)

 

  • (Corporate Marketing)- sosyal fayda alanında toplumda farkındalığı genişletmek ve yükseltmek için tanıtımlar yapan şirketler (BEKO gibi)

 

  • (Strategic Philanthrophy) – İş hedeflerine, bilgi ve beceri birikimine uygun hayırseverlik çatısı altında gönüllü işlerde faaliyet gösteren kurumlar (CISCO Network Academy gibi- Dünya çapında yaygınlaşmış ve Bilgi Teknolojileri üzerine eğitimler vermekte)

 

  • (Business Integration) – yaptığı işi ve ürettiği ürünleri çevre ve sosyal fayda adına sürdürülebilirlik odağında entegre ederek piyasa faaliyetlerinde bulunan şirketler ( örnek; Unilever)

 

  • (Business Growth as Social Leader) – bulunduğu bölge içindeki insanları da dahil ederek iş modelleri yaratan şirketler ( örnek; //Cemex- bu şirket ekonomik açıdan dez avantajlı grupta olan ailelere kendi evlerini yapabilmeleri için nasıl ev yapılacağına dair eğitim vermekte ve malzeme sağlamakta )

 

  • (Business with Social Mission) -sosyal bir misyondan doğan şirketler , iş yapmayı çevresel ve sosyal sorunları çözmek için bir vasıta olarak görürler (örnek; Method https://methodhome.com/)

 

Etkinlikte diğer bir paylaşım da David OReilly’in ‘Herşey’ isimli animasyonuydu, kısa olmasına rağmen etkileyiciydi. İnsanın doğası gereği herşeyin odağına kendini merkeze koymasından dolayı bir algı yanılması içinde Dünya’da hareket etmekte olduğu ve bu algıyı kırabilecek ‘Evrende herşey olabilme potansiyeli taşısaydık ne olurdu?’ gibi bir soru sorarak mesela bir böceğin gözünden veya bir taş olarak mikro ölçekte veya makro ölçekte galaksiler arasından bakıldığında algımızın nasıl değişebileceğine dair bizi düşündürten bir animasyondu. Bu video,  aslında bir doğa simülasyonu yapan bir oyunun tanıtım videosu olmakta. Oyunda, evrende çok küçük bir şeyin çok büyük birşeye etki edebildiğini, herşeyin birbirine ihtiyacı olduğunu vurgulamakta.

Bu animasyon ister istemez ilginç bir doğa olayını akla getirdi; likenler ( su yosunu ve mantarın ortak yaşamından ortaya çıkan bitkimsi bir tür) taşların ve ağaçların üzerinde küçücük lekeler halinde yayılmış halde görünürler ve kayaların içlerine doğru da yol alırlar, çok uzun bir zaman içinde içten içe kayaları çatlatarak parça parça haline getirebilirler. Bu parçalar nehirler aracılığı ile denizlere ulaştıktan sonra deniz tabanına doğru sürüklenirler, daha fazla suyu çekebilen toprak parçaları haline dönüşürler ve deniz tabanının yumuşak bir zemin haline gelmesine izin verirler. Deniz tabanın altında derin çatlaklar da varsa bu yumuşak noktalardan yukarılara doğru sızan magmanın kolaylıkla tabanı delip suyun içine ve oradan yeryüzüne çıkmasına sebep oluştururlar ki küçücük likenden başlayan bu zincirleme olaylar, okyanuslardaki volkanik patlamalarla deniz üstündeki adacıkları meydana getirebilirler.

Dolayısıyla, liken sabırla bekleyerek okyanuslarda kara parçalarını oluşturabilme gücünü taşıyabiliyorsa ister birey ister kurum olarak toplum faydasına yarattığımız çok küçük gibi görünen bir sosyal etkinin er ya da geç daha büyük bir hareketin tetikleyicisi veya tohumu olması büyük bir olasılık taşır.

Özetle; uluslararası platformda profesyonel geçmişleri ve deneyimleri farklı olan kişilerin ve kurum temsilcilerinin bir araya gelerek pozitif sosyal değişim için sosyal konular üzerine sorular sorması, çeşitliliğin getirdiği farklı bakış açılarından doğan fikirlerin alışverişi, eyleme yönelik niyetlerin oluşması gibi özel bir atmosfer içinde bir etkinlik gerçekleşti ki gelecekte beraberce sosyal inovasyon için yapılacak işlerin devamlılığını ve hareketliliğini destekleyen bir iki gündü.

Etkinlikle bağlantılı aşağıdaki linkleri de inceleyebilirsiniz.

 https://www.sixwayfinder.com/

* http://imece.com/

* https://socialinnovationexchange.org/

 

Dilek Ekşi Bilgin

bilgi@hayyal.com

dilek_eksi@yahoo.com

 

(*) Referans verilmeden alıntı yapılmaması, izinsiz kopyalanmaması rica olunur.

 

 

 

Tarih: Haziran 10, 2018 Gönderen: Yorum: 0

Sünger gibi olmak!

Gözleriniz kapalı avucunuz içinde bir süngerin dokusunu hiç hissettiniz mi? Kuru bir sünger ile ıslak bir sünger arasındaki farkı merak ettiniz mi? Her süngerin ayrı bir dokusu olduğuna dikkat kesildiniz mi? Sünger kelimesi belki ev temizliğinde kullandığımız süngerleri ilk akla getirebilir ki o da mümkün. Çok azı göllerde ve çoğunlukla denizlerde yaşayan bir hayvan olan sünger, farklı geometrik şekillere ve değişiklik büyüklükteki gözeneklere sahiptir. İskeletleri kalsiyum karbonat veya silisyum olabilmektedir.

Gözeneklerinden suyu emen ve emdikçe daha bir yumuşayan ve avucumuz içinde farklı formlara girmeye hazır hale gelen bir sünger ne gibi izlenimler çağrıştırabilir?

Avucumuzun içindeki süngeri, süngerimsi bir beden olduğumuz imgesine dönüştürebilir miyiz? Böylece, sadece burnumuzdan değil her yerimizden nefesi alıp verebildiğimizi hayal edebilir miyiz? Bedenin bilinçli nefes ile uyanması, nefesin bedende yol alması ile esnekliğini ve yumuşaklığını arttırabilmesi çabasız bir çaba gerektirir gibi. Buradaki çabasızlık ifadesi bir anlamda şahit olmak tanımını taşıyabilir. Nefesin atımını, derinliğini genişliğini duyumsamak, beş duyuyu uyanık tutmak … Tüm bu işler olup biterken gözlemci kalabilmek ve iç alemimizden bir buğu gibi yükselen imgelere, seslere, kokulara veya bir ana şahit olmak, iç sahnemizin istemimiz dışında – bazen birden, bazen boşluklar bırakarak- değiştiğini fark edebilir olmak. Çaba sürekli bir yapma durumunu ister ki düzenli olarak bilinçli nefeste kalmak ve süreklilikte iç dünyamıza şahit olabilmek bize bir sünger gibi esneklik verebilir ve bize doğrudan gelen basınçları daha rahat dengelememizi sağlayabilir.

Tekrar süngere dönecek olursak nefese odaklanmak için bazı imgeleri anahtar gibi yanımızda taşıyabiliriz. Herkesin evinin anahtarı farklıdır, o yüzden kendi sevdiğiniz imgelerin izini sürmek nefese dönmenizi hatırlatan bir anahtarınız anlamına gelebilir.

Düşünce akışımızda bu yazının şu ana kadar bize verdiği izi kırmak adına şöyle de bir örnek verelim; ayaklarınıza baktığınızda ayaklarınız süngere benzeseydi, bükümlü, kavisli, bombeli veya yassı şekli olsaydı ve süngerin gözenekleri kadar büyük gözenekleriniz olsaydı nasıl yürüyebilirdiniz ve nasıl bu delikli yapıyla deneyim yaşardınız? Öncelikle herkesin ayakkabı formu kişiye özel bir tasarımla olurdu herhalde! Veya ayakkabı içinde tutmak yerine bırakın ayaklar özgür mü olsun derdik, kimbilir! Zihninizin size nasıl cevap verdiğini bu satırlara devam etmeden bir an durarak dinlemeye çalışabilir misiniz? Eğer hoşnutsuz cevaplar geldiyse ‘ya bu süngerimsi ayaklarla suyun içinde olsaydınız işinize yarayabilir miydi?’ tekrar kendinize bir sorun!

Bir sünger gibi nefesi bedenin her noktası ile alıp verdiğimizi hatırlamak ama diğer taraftan odağımızı daraltarak ayaklarımızın ve hatta dizlerimizin gerçekten bir sünger olduğunu hayal etmek. Bir süngerin bizde bıraktığı belki de hem olumlu, hem olumsuz ve farklı izlenimleri tanımlayabilmek küçük bir oyun! Bu oyun içindeki imgelerin zihnimizi nasıl meşgul ettiğini farkedebilmek ise oyunun kendi gerçekliği olabilir mi, ne dersiniz?

 

(*) Her haklı saklıdır, izinsiz veya referans verilmeden alıntı yapılamaz, kopyalanamaz.
Tarih: Mayıs 7, 2018 Gönderen: Yorum: 0

Dönme Hali- Bir Meditasyon Sonrası

Dans eden bir kadın eteği burkularak kâh yükseliyor kâh iniyor. Nefes alan etekte toplanmış yıldızlar, ay ve güneş; bir doğuyor, bir batıyor. Yüzgeçleri parıldayan yunuslar, çiğ taneleriyle yıkanmış çimenler, siste kaybolan uç uç böcekleri, toprağın altında evini yapan köstebekler, su izi arayan çöl derbederi, pin pon topları gibi tavada zıplayan yağ tanecikleri, metroda sırt sırta vermiş insan yığınları…hepsi hepsi dönen ve dans eden etek üzerinden akıp gidiyor, bir filmin sahneleri gibi…

O zaman bu eteğin dansını farkeden kim?

Dönüşün merkezinde olan ta ki bir sokağın çıkmaz sokak olduğunu farkedince duvarı indirip tuğlalarından yeni bir yol yapacak gücü buluyor. Bu güç, eteğin uçlarını bir kendine çekiyor,  bir kendinden uzaklaştırıyor. Herşey bu merkezin belleğinde, istediğini çiçekler gibi eteğe dağıtıyor, istemediğini saklıyor.

Mehrunnisa Dilek

(*) Resim: Maryam Mughal

Tarih: Mart 27, 2018 Gönderen:

İzmit Samanlı Dağları Kundalini Yoga ve Trekking

Hafta sonu yapılacak Kundalini yoga kampı ve trekking aktivitesi, beden ve zihin üzerine uygulamalı pratikler yapılarak zamanı yavaşlatacağımız ve kendimize alan açacağımız derin bir dinlenme durağı olacak.

Kundalini yoga bir dönüştürücüdür, zihni ağırlaşmış ve hantallaşmış halinden çıkarır, daha duru ve berrak görüşe doğru yönlendirir, alacağımız kararlarda iç görümüzü duymamızı sağlar. Bir kundalini yoga çalışmasına girmek bile hayatımızda farklı bir tad bırakır ve düzenli yapıldığında bizi hayata karşı daha kuvvetli hale getirir. Bu nedenle, hiç deneyimi olmayanlara da açık bir aktivite olacaktır.

21 ve 22 Ekim tarihlerinde yapılacak çalışmanın rehberlik ve lojistik detayı aşağıdaki gibidir.

Hareket Noktaları:

06.30 İncirli Alfemo önü                                                                                                                                                  06:45Mecidiyeköy Teknosa önü                                                                                                                                      07:10Kadıköy Evlendirme dairesi önü 

Ayrıca, gidilecek yolun güzergah noktalarından alınma opsiyonu bulunmaktadır.  

1 gün :

İzmit Yuvacık’ta yer alan Servetiye – Aytepe parkurunun doğal güzelliği size Karadeniz’i hatırlatacak, normal şartlarda  2-2,5  saat sonra Yuvacık’a varıyoruz. Geç kahvaltımızı bir nevi brunch olarak alıyoruz. Ardından odalarımıza yerleşiyoruz. İsteyenlerle Samanlı Dağlarının güzel doğasında orta uzunlukta (3-4 saatlik) bir yürüyüş yapıyoruz.

Yürüyüşe katılmak istemeyenler için alternatifler;

  • Theta Healing Şifasına katılabilinir ve negatif düşüncelerle ilgili şifalanma çalışması yapılır (örneğin; kedi, köpek gibi hayvan korkusu veya yalnızlık korkusu gibi…) veya
  • Doğa içindeki tesiste zaman geçirilebilir.

Yürüyüş sonrası kısa bir dinlenmeden sonra ve akşam yemeği  öncesi iki saatlik kundalini yoga çalışması ve derin meditasyon yapıyoruz.

Yemeğimizi sessizlik inzivası içinde yiyiyoruz ve meditatif zihin ile odalarımıza çekiliyoruz.

2.Gün :

Sabah erken bir saatte kundalini yoga çalışmasına başlıyoruz, ardından harika kahvaltımızı tamamladıktan sonra arzu edenlerle Theta Healing çalışmasını tekrarlıyoruz.

Akabinde, tesisten ayrılıyoruz ve rehberimiz eşliğinde (3 veya 3,5 saatlik bir yürüyüş ile)  orman içinde bölgenin başka bir doğal rotasını keşfediyoruz. Yürüyüş sürecinde mola verildiğinde müzik ve mantralar eşliğinde yarım saatlik bir çember oluşturuyoruz. Yürüyüşümüze kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Yürüyüş sonrası en geç 19:00 veya 19:30 gibi Istanbul’a varacağımız yola çıkıyoruz.

Konaklama :

Aytepe Parkı Ahşap ve Taş Evleri- Bungalowları— Temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak donanımdadır. Bütün evlerde duş tuvalet mevcuttur. Dublekslerde, çatı katındaki yatakların bazıları yer yatağıdır. Asgari 2 kişi olmak üzere 3-4-5 kişi aynı evde kalabilecek yatak kapasitelerine sahip evler mevcut.

Ücret Kapsamında Olanlar:

  • Ulaşım (İstanbul’dan alındığınız noktadan aynı noktaya bırakılıncaya kadar )
  • Profesyonel Doğa Rehberliğinde trekking
  • Profesyonel Tur Şirketinden Lojistik Destek
  • Profesyonel Yoga Eğitmeninden Yoga Çalışması
  • 1 gece Aytepe Park Evleri konaklama
  • İlk gün yürüyüş sonrası hafif aperatif ikramı
  • 1 akşam yemeği
  • 2 köy kahvaltısı
  • 1 öğle yemeği
  • Sigorta

Ücret Toplam: 620 TL ( 14 kişi ve üzeri), 740 TL (minumum 7 ile 13 kişi arası)

Ön Ödeme : 255 TL (havale, eft veya nakit kabul edilir)

  • Katılmak isteyenlerin en geç 1 Ekim’e kadar ön ödeme ile rezervasyonlarını kesinleştirmesi beklenmektedir. Ön Ödeme ile rez. kesinleştirdikten sonra geri kalan ödeme için Kredi kartı kullanmak istenirse ödeme alternatiflerini sorabilirsiniz.
  • Yerlerimiz kısıtlı olduğundan rezervasyonlarını kesinleştirilenler öncelikli olacaktır.
  • Kontenjanımız max 17 kişi ile sınırlıdır.
  • Aktivitenin erteleme durumu doğarsa ön ödeme yapanlara geri ödeme yapılacaktır.

Ücret Kapsamında Olmayanlar:

  • Profesyonel sertifikalı eğitmeninden Theta Healing çalışması (grup seans ücreti (min: 4 kişilik gruplarda kişi başı: 100 TL, teke tek özel seans için kişi başı 150 TL)- çalışma süresi 45 dakika ile 60 dakika arası değişmektedir.
  • Pazar İstanbul’a dönüş yolunda opsiyonel akşam yemeği
  • Kişisel Harcamalar

Yemek:

Her durumda vegan veya vejeteryan olanların önceden bilgilendirmesi gerekmektedir. Bu bilgiye göre menü içeriği farklılaştırılabilir. Normal şartlarda, menüde balık, köfte ve yumurta ürünleri vs. bulunabilir.

Yanımızda Kesinlikle Bulunması Gerekenler:

.: Mevsim koşullarını düşünerek giyinin (yağmurluk,polar  şapka,güneş gözlüğü, vb.)
.: Ínceden kalına doğru bir giyimi tercih edin…(tişört,polar,yağmurluk vb. Lahana gibi 🙂
.: Ayakkabınız yürüyüşe uygun olsun. Bilekli  bot ve altı lastik tabanlıları tercih edin.
.: Küçük bir sırt çantanız bulunsun
.: Mutlaka yedek giyim, çorap ve ayakkabı alın
.: Yanınıza, su ve enerji verici yiyecekler (kuru meyve, kuruyemiş  alabilirsiniz)
.: kullanıyorsanız mutlaka  ilaçlarınız (alerjikseniz, alerji ile ilgili ilaçlarınızı unutmayın)
.: Fotograf/Video çekiyorsanız yeterince ekipman, yedek pil almayı unutmayın

En önemlisi yoga matınızı getirmeyi unutmayın! Ek olarak; Yoga çalışmalarında üzerinize örtebileceğiniz bir örtü veya şal da ihtiyaç olacaktır. 

Tarih: Eylül 22, 2017 Gönderen: