Kutunun Dışına Çıkmak

Tarih: Eylül 27, 2018 Gönderen: Yorum: 0

Şeker kamışından kâğıt, ağaçtan şeker üretmek daha akılcı ve az maliyetli bir çözüm olabilir… Altın madenlerinin çevresine siyanürle beslenen elma ve şeftali ağaçları dikmek, bu toksik maddenin etkisini azaltabilir. Doğanın birbiriyle olan ilişkilerini gözlemleyerek “Kutunun Dışına Çıkmak” adlı kitabı kaleme alan Gunter Pauli’nin fikirlerine göz atanlar, yeni iş modellerinin de kapısını aralayabilir…

Doğada her şey birbiri ile ilişki içinde; bu ilişki ağındaki bağlantıları gözlemleyerek ve sistem dinamiğini bilerek benzer yapılarda sür-dürülebilir ve yaratıcı yeni iş modelleri kurulabilir… Bu düşünceden yola çıkan Belçikalı girişimci Gunter Pauli; ekoloji, sistem yaklaşımı ve girişimciliği birlikte ele alan yaklaşımını “Mavi Ekonomi” olarak adlandırıyor. Aynı isimli bir de kitabı var Pauli’nin. Ve çocuklar(!) için fabl tarzında yazılmış masallardan oluşan bir diğer kitabında da işte bu konuya vurgu yapıyor. Adı, “Kutunun Dışına Çıkmak”. Peki kutu nedir, neden dışına çıkmalıyız? Gelin, tüm bu soruların yanıtlarının izini birlikte sürelim.

Elmanın Ağaçtan Neden Düştüğünü Biliyoruz, Peki Dalda Nasıl Durduğunu?

“Kutunun Dışına Çıkmak” adlı kitapta beş krallık var: Hayvanlar, bitkiler, mantarlar, su yosunları ve bakteriler/virüsler

Amaç, bu krallıkların birbiri arasındaki diyaloğunu duyarak ve etkileşimlerini kullanarak yenilikler yapabilmek. Ancak önce kutunun dışına çıkmak gerekiyor. Pauli, bunda zorlanıyor olmamızın en önemli sebeplerinden birini, eğitim sistemlerinden gelen eksikliklere bağlıyor. Örneğin kim-ya dersinde bize öğretilen iki genel ayrım vardır: Organik ve inorganik dünya. Halbuki bu beş krallığın da kendine has organik ve inorganik kimyası bulunur. Fizikte elmanın yerçekimi kuvvetiyle nasıl aşağı düştüğüne dikkat çekilir, ancak elmayı oluşturan bileşenlerin ağacın dalına kadar nasıl çıkabildiği ve ağacın dalından sarkan elmanın yerçekimine karşı nasıl dirençle durabildiğinden bahsedilmez. Ya da bir üniversitede mühendislere bir montaj hattında parçalar en hızlı bir araya getirilirken kaliteli bir ürünün nasıl oluşturulacağı öğretilir, fakat aynı gayretle parçaları azaltarak arzu edilen işlevi sürdürecek bir ürün tasarımı ve iş modellemesi yapılabileceğine değinilmez…

Pauli’nin kitabının bir diğer özelliği, her bir masalın ardından işletmelere ilham olacak ana fikrin ne olduğunu özetleyen bir açıklamaya yer vermesi. Ardından ma-salda geçen konu ile ilgili bir firma üzerin-den vaka incelemesi de yapılıyor. Kitapta, uluslararası şirketlerden niş iş yapan fir-malara kadar dünyadan 20 farklı örneğe yer verilmiş. Bu nedenle ilk bakışta ço-cuklar için yazılmış gibi görünse de, ki-tabın aslında ilginç girişimcilik örnekleri arayanlara, firma yöneticilerine, sürdürülebilirlik kapsamında Ar-Ge çalışmalarında bulunanlara da hitap ettiği anlaşılıyor.

ZERI’nin Fikir Babası

Belçika asıllı bir girişimci olan Gunter Pauli; sürdürülebilir inovasyon, çevre, bilim, kültür ve siyaset konularında dersler ve konferanslar veriyor. Pauli, ayrıca 1994 yılında Japon hükümetinin desteğiyle kurulan ZERI (Zero Emissions Research & Initiatives) adlı düşünce kuruluşunun da fikir babası. 2010 yılında “Mavi Ekonomi” kavramını kitaplaştıran Pauli’nin fikirlerinden yol alan ZERI de sürdürülebilirlik ve yeni iş modelleri üzerine çalışmalar yürütüyor.

İş Modelleri Doğada Gizli

Şimdi, kitaptaki masallardan birkaç örneğe bakıp sunulan iş fikirlerine göz atalım. Bunlardan ilki, solucan, mantar ve çay-kahve arasındaki üçlü ağ ilişkisi. Bu üç farklı krallık arasında bir sistem döngüsü bulunur. Solucanlar hayvan krallığını, mantarlar mantar krallığını ve çay/ kahve ise bitkiler krallığını temsil eder. Kahve ve çay posalarını doğrudan toprağa bıraktığımızda solucanları etkiler ve kafein onlara stres etkisi yapar. Eğer bunlar protein açısından zengin olan mantarların büyüdüğü yerlere bilinçli olarak dökülürse, bu mantarlar daha da fazla üreyebilir, çünkü içindeki kafein maddesi mantarlar için faydalıdır. İlginç olan da mantarın kafeini olmayan proteinli bir çıktı üretmesi. Bu anlamda bir zincir oluşur: Solucanlar sağlıklı bir toprak meydana getirir, toprağın asıl çiftçileridir; çayı-kahvesi bol toprağın üzerinde yetişen mantarlar kafeini yer, böylece daha fazla mantar oluşur; man-tarları da insanlar yer. Bu döngüyü gören bir farkındalık, mantarları iş modeli içinde kullanabilir. “Böylelikle doğal bir nakit akışı oluşur” diyen Gunter Pauli, kahve ve çay posalarını toplayarak veya kahve-çay üretim noktalarındaki atıkları değerlendirerek yerelde bir girişimcilik örneği yaratılabileceğinden bahsediyor. Mantar yetiştirmek ve bu mantarı da insanlara proteini bol bir yiyecek olarak pazara sunmak…

Neden olmasın?

Kitaptaki bir başka öyküde ise şeker kamışı ile ağaç arasındaki ilişkiden bakın nasıl bahsediliyor. Şekerkamışından şeker elde edilir ama aslında lif açısından çok zengindir. Bundan dolayı, kâğıt yapımında ağaç yerine rahatlıkla kullanılabilir. Ağaçtan ağaca değişmekle birlikte, ortalama bir ağaç 20 yılda büyür ve %20’si liften olu-şur. Oysa şekerkamışı 1 yıldan daha kısa sürede büyür ve yapısında lif oranı %80 civarındadır. Öte yandan ağaçtaki şeker oranı şekerkamışına göre daha fazladır ve %30’u yenilebilir şekere dönüşebilir. Üstelik şeker yapısı da daha farklıdır; kilo yapıcı veya dişlere zarar veren bir şeker içermez. Ağaçlardan şeker elde etmek, şekerkamışını da kâğıt yapımında kullanmak daha az maliyetli bir tercihtir ve aynı zamanda doğayla uyumlu bir üretim şek-lidir. Oysa, teknolojik araştırmalarda daha fazla kâğıt üretebilmek adına ağaçlardan daha kısa zamanda lif elde etmeye uğraşılıyor; ağacın genetik yapısı üzerinde çalışılarak büyümesini hızlandıracak formüller aranıyor, daha fazla şeker elde etmek için de insan sağlığına zararlı sentetik şekerler üretiliyor.

Doğa İlişkilerindeki 4 Temel Prensip

 

1 Gunter Pauli, doğadaki ilişkilere bakıldığında gözlemlenen dört temel prensibi şöyle sıralıyor:

Hiçbir tür, kendi türünün atığını veya çıktısını yemez. Bu kuralı bozan istisnalar vardır; hayvanlar krallığına bakıldığında örneğin kendi ürik asidini (idrarını) içene rastlanabilir. Bunun nedeni bağışıklık sistemini güçlendirmek için olabilir. Yine de genel kural bozulmaz. Bir türün atığı, diğer türün ancak besini olabilir. Aksi durumda bazı problemlerle karşılaşılır. Örneğin, çiftçiler ineklere diğer ineklerin kemiklerini yem olarak vermeye başladıklarında bu kuralı ihlal ederek bir süre sonra deli dana hastalığının yaygın bir şekilde baş göstermesine neden olmuşlardır. Bir başka örnek de, karideslere kendi türünün atığının yem olarak verilmesiyle “beyaz virüs” hastalığının oluşması… Aynı mantıkta, bir endüstri çıktısı başka bir endüstri alanının girdisi olarak kullanılabilir. Aksi durumda kendini, atığı ile besleyen bir endüstri dalında üretilen ürünün esnekliği azalır ve kırılma/ bozulma riski yükselebilir.

2 Beş krallıktan birinde toksik ve zararlı olabilecek bir madde, diğeri için nötr bir etki yaratabilir veya besin olabilir. Örneğin, siyanür ve arsenyum insanlar ve hayvanlar için tehlikeli bir toksik maddedir ama bitki krallığında elma ve şeftali ağacının büyümesi için gereklidir. Hiç kimse bu meyveleri siyanürlü diye etiketlemez, çünkü insan sağlığına zarar vermeyecek bir dengede bu toksik madde elma veya şeftalinin içinde bulunur. Bu ilişkiyi iş modeline uygularsak; altın madeninde kullanılan siyanür nedeniyle maden civarına elma bahçeleri dikilebilir, böylece bu toksik madde, yıllar boyunca çevre için zararsız duruma geçebilir.

3 Sistemi oluşturan yapılar ne kadar yerel ve çeşitliyse, sistemin fonksiyonları o kadar verimli ve dirençli olur. Ormanlar, bunun en güzel örneği… Ormanı bir sistem olarak düşünelim. İçindeki zenginlikle (bitki-hayvan-ağaç çeşitliliği, farklı toprak ve kaya yapıları vb.) doğal döngüler içinde kendi kendine yetebilen bir sistemdir. Ancak, yağmur ormanlarından bir canlı türünü alıp başka bir ülkedeki farklı bir orman dokusu içine koysak ve yaşamını devam ettirmesi için uğraşsak, bu durum hem o canlıya ve hem de bulunduğu ekosisteme istenmeyen sonuçlar verebilir. Yabancı bir tür, kendi ortamı olmayan bir ekosistemin içine dahil edilmeye çalışılırsa bu türün özelliği bozulmaya başlayabilir. Yani, yerelin özgünlüğünü korumak önemlidir.

4 Beş krallık, belirli ortam sıcaklığı ve ortam basıncına bağlı olarak birbiriyle karşılıklı etkileşimini korur veya etkileşimleri çözülür. Örneğin bir örümcek, naylon fibere benzeyen ipini, sindirim sisteminde yer alan mantar ve bakteriler yardımıyla uygun sıcaklık ve basınç ortamında oluşturur. Yumuşakçalar ise soğuk suda kurşun geçirmez seramikten daha güçlü seramik üretir. Endüstride bir ürün oluşturmak için bileşenleri birbirini bağlama veya bileşenleri birbirinden ayrıştırma, çevreye kirlilik ve entropi yaratacak yüksek sıcaklık ve yüksek basınç gerektirir. Halbuki, doğadaki işleyişte beş krallığın her birinin birbiriyle spesifik etkileşimleri sonucu oluşan ürünler, insanların üretim sistemlerindeki gibi değildir, düşük enerjili ve verimlidir.

Ortalama bir ağaç 20 yılda büyür ve %20’si liften oluşur. Oysa şekerkamışı 1 yıldan daha kısa sürede büyür ve yapısında lif oranı %80 civarındadır. Yani şekerkamışından kağıt üretmek hem daha az maliyetli hem de doğayla uyumlu…

Rakip şirketlerle birleşmek, orta kademe yönetimleri küçültmek, ekonomik dar boğazlarda insan kaynağını öncelikli azaltmak, dış pazar kaynağından temin edilen girdilerle üretim süreçleri oluşturmak gibi kararlar, pazar payını korumak için tercih edilecek stratejiler olmaktan çıkmaya başladı artık. Kendi kendimizi içine hapsettiğimiz kutunun dışına çıkabiliyor olmak da elbette tek başına yeterli değil. Tüm bunları uygulamaya koyabilecek, risk alabilen bir liderlik rolü de şart.

Ancak, Gunter Pauli’nin “Mavi Ekonomi” ile ileri sürdüğü iş tasarımı ilham verici ve farklı açılardan düşünmeye değer (www.zeri.org). Yazar, “Mavi Ekonomi: 10 Yılda 100 Buluş 100 Milyon İş” adlı kitabında da bu yaklaşımı detaylı şekilde anlatıyor. Kısacası, doğanın çalışma düzenini gözlemleyerek, sistem döngüsü içindeki etkileşimleri fark ederek, bunları iş modellerine, yeni ürün tasarımlarına dönüştürmek mümkün.

Bizim bu yazıda konu edindiğimiz “Kutunun Dışına Çıkmak” adlı kitapta da toplam 21 öykü var; bu da pek çok iş fikri, ilham demek… Çocukların yanı sıra girişimcileri de etkileyecek kitap İspanyol-ca, Japonca, İngilizce, Almanca gibi pek çok dile çevrilmiş. Biz de “Türkçe’ye de neden kazandırılmasın?” demeden geçemiyor ve girişimcilere, yayınevlerine duyuruyoruz…

(*) Yazı, 2014 yılında EkoIq dergisinde yayınlanmıştır.