Sünger gibi olmak!

Tarih: Mayıs 7, 2018 Gönderen: Yorum: 0

Gözleriniz kapalı avucunuz içinde bir süngerin dokusunu hiç hissettiniz mi? Kuru bir sünger ile ıslak bir sünger arasındaki farkı merak ettiniz mi? Her süngerin ayrı bir dokusu olduğuna dikkat kesildiniz mi? Sünger kelimesi belki ev temizliğinde kullandığımız süngerleri ilk akla getirebilir ki o da mümkün. Çok azı göllerde ve çoğunlukla denizlerde yaşayan bir hayvan olan sünger, farklı geometrik şekillere ve değişiklik büyüklükteki gözeneklere sahiptir. İskeletleri kalsiyum karbonat veya silisyum olabilmektedir.

Gözeneklerinden suyu emen ve emdikçe daha bir yumuşayan ve avucumuz içinde farklı formlara girmeye hazır hale gelen bir sünger ne gibi izlenimler çağrıştırabilir?

Avucumuzun içindeki süngeri, süngerimsi bir beden olduğumuz imgesine dönüştürebilir miyiz? Böylece, sadece burnumuzdan değil her yerimizden nefesi alıp verebildiğimizi hayal edebilir miyiz? Bedenin bilinçli nefes ile uyanması, nefesin bedende yol alması ile esnekliğini ve yumuşaklığını arttırabilmesi çabasız bir çaba gerektirir gibi. Buradaki çabasızlık ifadesi bir anlamda şahit olmak tanımını taşıyabilir. Nefesin atımını, derinliğini genişliğini duyumsamak, beş duyuyu uyanık tutmak … Tüm bu işler olup biterken gözlemci kalabilmek ve iç alemimizden bir buğu gibi yükselen imgelere, seslere, kokulara veya bir ana şahit olmak, iç sahnemizin istemimiz dışında – bazen birden, bazen boşluklar bırakarak- değiştiğini fark edebilir olmak. Çaba sürekli bir yapma durumunu ister ki düzenli olarak bilinçli nefeste kalmak ve süreklilikte iç dünyamıza şahit olabilmek bize bir sünger gibi esneklik verebilir ve bize doğrudan gelen basınçları daha rahat dengelememizi sağlayabilir.

Tekrar süngere dönecek olursak nefese odaklanmak için bazı imgeleri anahtar gibi yanımızda taşıyabiliriz. Herkesin evinin anahtarı farklıdır, o yüzden kendi sevdiğiniz imgelerin izini sürmek nefese dönmenizi hatırlatan bir anahtarınız anlamına gelebilir.

Düşünce akışımızda bu yazının şu ana kadar bize verdiği izi kırmak adına şöyle de bir örnek verelim; ayaklarınıza baktığınızda ayaklarınız süngere benzeseydi, bükümlü, kavisli, bombeli veya yassı şekli olsaydı ve süngerin gözenekleri kadar büyük gözenekleriniz olsaydı nasıl yürüyebilirdiniz ve nasıl bu delikli yapıyla deneyim yaşardınız? Öncelikle herkesin ayakkabı formu kişiye özel bir tasarımla olurdu herhalde! Veya ayakkabı içinde tutmak yerine bırakın ayaklar özgür mü olsun derdik, kimbilir! Zihninizin size nasıl cevap verdiğini bu satırlara devam etmeden bir an durarak dinlemeye çalışabilir misiniz? Eğer hoşnutsuz cevaplar geldiyse ‘ya bu süngerimsi ayaklarla suyun içinde olsaydınız işinize yarayabilir miydi?’ tekrar kendinize bir sorun!

Bir sünger gibi nefesi bedenin her noktası ile alıp verdiğimizi hatırlamak ama diğer taraftan odağımızı daraltarak ayaklarımızın ve hatta dizlerimizin gerçekten bir sünger olduğunu hayal etmek. Bir süngerin bizde bıraktığı belki de hem olumlu, hem olumsuz ve farklı izlenimleri tanımlayabilmek küçük bir oyun! Bu oyun içindeki imgelerin zihnimizi nasıl meşgul ettiğini farkedebilmek ise oyunun kendi gerçekliği olabilir mi, ne dersiniz?

 

(*) Her haklı saklıdır, izinsiz veya referans verilmeden alıntı yapılamaz, kopyalanamaz.